Entelektüel Cahilliğe Karşı Realite
Küçükken bir oyun arkadaşım vardı. Bana hep "Orta Çağ döneminde yaşasaydık ne iyi olurdu, ata biner maceraya atılırdık" derdi. Ben de karşılık verirdim: "Asıl Robotik Çağ'da yaşasaydık, her şey daha ilginç olurdu, uçan arabalarla dünyalara tanıklık eder, beynimize çip yerleştirilir, insanlığın genetik kodu yeniden şekillendirilirdi. Ne de olsa teknolojinin gücü, bütün yaşamı kökten değiştirir…" Bu söylemlerin arkasında komplo teorisyenlerinin büyülü dünyası vardı; ben de onlara tam bir itimatla kulak verirdim. Bilimsel verilerle konuşuyorlardı, söylemleri sıra dışıydı, sıradan hayatın normlarının çok ötesine geçiyorlardı. Eğer siz de bu fikirlere bir yakınlık hissediyorsanız —sıra dışı, meraklı bir kişiliğiniz varsa — bu duygusal bağın gayet normal olduğunu söylemeliyim.
Arkadaşım ise beni her seferinde frenledi. Teknolojiyi abartmamamı, insanoğlunun doğa karşısındaki çaresizliğini hatırlattı. Koskoca evrenler var; etrafında sonsuz boşlukta uzay var; sayısız gezegenler var. Dünyamız, bize nazaran akıl almaz büyüklükte — ama uzaya nazaran nokta hükmünde bile değil. Biz insanlar da dünyaya nazaran nokta büyüklüğünde bile değiliz. İnsan elinden çıkan teknolojiyi gözümde fazla büyütüyormuşum. Dini inancım gereği insanın "kâinatın temsiliyeti" konumunda ayrıcalıklı bir yeri olduğunu savunurum ama aynı zamanda insanın kâinata nazaran ne kadar küçük ve çaresiz olduğunu da görürüm. İnsan olmanın özü belki de tam bu çelişkide gizlidir: Uçlarda olmak, değer kazanmak ve yaşamak…
Arkadaşımın bir diğer önemli olarak gördüğü yaşam ilkesi:
Her ne olursa olsun, hangi koşul ve zaman diliminde yaşarsak yaşayalım, değerimiz ve gücümüz ne olursa olsun; her zaman Orman Kanunları geçerlidir.Peki bu tam olarak ne demek, ve
O Orman Neresi?
İnsandan bağımsız bir Orman var ve o ormanın kanunları var. Bu kanunlar değişmez, değişmiyor. Çünkü o ormanın kanunları karşısında başka tüm kanunlar, ilke ve yaklaşımlar, standartlar ve normlar, planlar ve uygulamalar geçersiz kalıyor, yenik düşüyor. Kendi kanunlarını o ormanın değişmez yapısına göre yeniden düzenlemek icap ediyor.
Peki o orman nerede?
İnsanlık tarihi, hep o ormanı aramakla geçti. Ama bir türlü bulamadı. Çünkü bulduğu anda, o ormanın kanunlarını değiştirmeye kalkışacak, hatta yok etmeye çalışacaktı. Bu yüzden orman kendini saklıyor — kibirli insan zihninden arınık ve üstün bir biçimde kendini muhafaza ediyor.
Aslında orman insanın kendi içinde. Ve insana bakarak kâinatı anlamanın eşiğinde. Ama ne yazık ki biz o ormanla uzlaşma yoluna gidemedik ve kendi beton zihinlerimizi inşa ettik. Belki de Orman, bu yazının anlatım biçimini de şekillendirdi…
Zeki ama Başarısız,
Aptal ama Başarılı
Yıllar boyunca kendi fütürist fikirlerimi savundum, zihnimde defalarca simüle ettim. Ve yıllar sonra o arkadaşımın haklı çıktığını anladım. Çünkü ben hesap-kitap yaparken, o arkadaşım hayatın bizzat içine girdi. Realiteyi dibine kadar yaşadı. Ben ise entelektüel modelin içinde hapsolmuştum.
Sorun şuydu: Entelektüel model, realiteye uymuyordu. Ve bu model, gerçekliğe uymayınca yine her zamanki gibi Orman Kanunu kazandı, bana sert bir tokat vurdu ve beni realiteye kavuşturdu.
Tabiki de entelektüel modelleri tamamen gereksiz ya da yanlış olarak kategorize etmiyorum. Ama işin sadece entelektüel tarafına abartılı biçimde sarılıp realiteyi çöpe atarsak, elbette çuvallarız. Önemli olan entelektüel modelleri, realist hayata uygun biçimde giydirmektir.
Biz insanlar soyut olumsuzluklarla oyalanmayı seven canlılarız maalesef. Ve bu durumda beynimizin amigdala bölgesi önemli bir etkendir. Duygular güzeldir, harekete geçirmek için yakıt görevi görür lakin aynı zamanda kişinin pasifliğine de neden olabilir. Bu pasiflikten çıkmak için bazen sadece harekete geçmek gerekir. Döngüyü tersten denemek lazım, tıpkı Diyalektik Davranışçı Terapi ilkesindeki gibi. Her zaman istek duygusunu bekleyecek olursak çok zaman kaybedebiliriz. Bazen, hareketlerimizin duygularımızı ve zihnimizi yönlendirmesine izin vermeliyiz. Ne de olsa bir Orman Kanunudur ve neredeyse her yerde işler:
"HAREKET, BEREKETTİR."
Dil Örüntüsünü Değiştirmek
Bir hocam var; psikolojide çözüm odaklı yaklaşımı benimser. Fırsat buldukça şunu söyler: "Çözüm için — ve daha doğrusu değişim için — öncelikle dil örüntüsünü değiştirmek gerekir." Başarısız insanların zihinlerinde genellikle olumsuz şemalar hakimiyet kurar. O olumsuzluk dile ve bedene yansır; zihinsel canlandırma kişiyi hareketsiz kılar.
Ama başarılı "aptalların" —yargılama değil, sadece tanımlama yapıyorum — düşünecek olumsuz şeması, kaybedecek vakti, rezil olacak pozisyonu yoktur. O her daim yapar. "TO DO…" fiilini etkili kullanır. Sonucuna aldırmaz; davranışı yalnızca pekiştireç-ceza ikilemi olarak kodlar. Zeki insanlar bu kadar umarsızca davranamaz.
Farklı bir hocamın dediği gibi: "Biz, değer odaklı varlıklarız ve hareketlerimizi zihinlerimizde idealize ettiğimiz ''ELALEM''e göre düzenleriz. Kaygı ve korkularımız da buna göre şekillenir." Bu döngüyü kırmak bizim elimizde. Ama önce bilişsel çarpıtmalardan arınmalı, değer kalıplarımızı yeniden gözden geçirmeli, dil örüntümüzü yeniden çerçevelemeli ve planlamalara fazla boğulmadan harekete geçmeliyiz. Çünkü orman, hareketi sever…
Gelelim Entelektüel cahillik konusuna. Ya da çok bilmişlerin
kibrine diyelim.
Tek Yolun Kibri
İçinde bulunduğumuz ormanda tek bir doğru yok. Birden çok doğrular, bu doğruların ilgilendiği kişiler ve durumlar var; ve bu doğruların yanlış olabileceği durumlar da mevcut. Biz insanların bir saygınlık ihtiyacı vardır (o meşhur ihtiyaçlar piramidine göre). Ve hayatımız boyunca bu saygınlığı elde etmek için yol alırız. Bazı yollar tatlıdır, bazıları acılı; bazıları takdir görür, bazıları eleştiri alır; Bazı yollar istendik, bazıları ise istemsiz... Her ne olursa olsun ormanın o yolu yürünür. Sıkıntı ise o yolun getirisini tek odak noktası olarak görmektir.
Ve işte burada o yolun yorgunluğuyla birlikte bir entelektüelleşme başlar: O yolu yürümeyeni dışlarız. Tek doğru olarak o yolu kabul ederiz. Hâlbuki ormanın sayısız yolu vardır. Ve inanın bazı yollar (belki de pek çoğu) bizim yolumuzdan çok daha güzeldir.
Komplo teorilerini asla küçümsemem. Ortaya bir teori atmak ve onu desteklemek, üst düzey bir düşünce biçimidir. Yanlış olsa da, "teorisyen neyi görmüş, neyi doğru söylüyor, neyi kendi düşünce sistemime entegre edebilirim?" diyerek rasyonaliteyi sağlamak ve harekete geçmek çok daha önemlidir. Mesele, ne aldığınızı ve ne inşa ettiğinizdir.
Ormanın Kanunlarıyla
Barışmak İçin
Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Teşekkür mahiyetinde, yıllar sonra arkadaşımın bahsettiği o Orta Çağ gerçekliğini bizzat hissettiren, orman kanunlarını en saf biçimiyle anlamamı sağlayan bir oyun önerisinde bulunayım:
Kaynakça
Linehan, M. M. (1993). Cognitive-Behavioral Treatment of Borderline Personality Disorder. New York: Guilford Press.
→ Diyalektik Davranışçı Terapi ilkesi: Yazıda sözü edilen "döngüyü tersten denemek" ve duygu-eylem sıralaması bu kaynağa dayanır.
De Shazer, S., & Dolan, Y. (2007). More Than Miracles: The State of the Art of Solution-Focused Brief Therapy. New York: Haworth Press.
→ "Dil örüntüsünü değiştirmek": Çözüm odaklı yaklaşımın temel tezi olan dil-düşünce-davranış ilişkisi.
Beck, A. T. (1979). Cognitive Therapy of Depression. New York: Guilford Press.
→ Olumsuz şemalar ve bilişsel çarpıtmalar: Yazıdaki "başarısız insanların zihnindeki olumsuz şemalar" ifadesi Beck'in şema teorisine dayanır.
LeDoux, J. (1996). The Emotional Brain: The Mysterious Underpinnings of Emotional Life. New York: Simon & Schuster.
→ Amigdala ve pasiflik: Duygusal tepkilerin beyindeki kaynağı ve hareket üzerindeki ketleyici etkisi.
Maslow, A. H. (1943). A theory of human motivation. Psychological Review, 50(4), 370–396. https://doi.org/10.1037/h0054346
→ Saygınlık ihtiyacı: İnsanların "elalem"e göre hareketlerini düzenlediği tezi Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisiyle doğrudan örtüşür.
Schwartz, B. (2004). The Paradox of Choice: Why More Is Less. New York: HarperCollins.
→ Seçim paradoksu: Çok fazla seçeneğin karar felcine ve hareketsizliğe yol açtığına dair bilimsel temel.
Kahneman, D. (2011). Thinking, Fast and Slow. New York: Farrar, Straus and Giroux.
→ Entelektüel model ve gerçeklik ayrışması: Sistem 1 ve Sistem 2 düşünce biçimleri, hareketi engelleyen aşırı analitik düşünce örüntüsü.
Dweck, C. S. (2006). Mindset: The New Psychology of Success. New York: Random House.
→ "Denemeden sıfır çekme" önerisi: Büyüme zihniyeti (growth mindset) araştırmaları; başarısızlıkla yüzleşmenin çocukta dayanıklılık ve özdeğer inşa ettiği bulgusu.
Yorumlar
Yorum Gönder