Selena Dizisini Yeniden Düşününce
Karen Horney, Gizlenen Güç ve Popüler Kültürün Bilinçaltı
Bazen insanın aklına tuhaf bir bağlantı gelir. Ciddi bir akademik araştırmanın ortasında değil; tamamen gündelik bir anda. Bir diziyi hatırlarken, bir sahne gözünün önüne gelirken, ya da çocukluk yıllarından kalma bir karakter zihinde yeniden belirirken.
Benim için bu anlardan biri, yıllar önce yayınlanan Selena dizisini düşünürken ortaya çıktı. Çoğumuz bu diziyi çok basit bir şekilde hatırlıyoruz: komik bir aile dizisi, büyülü güçler, eğlenceli karakterler ve bolca absürt sahne. Ama hafızada kalan bazı detaylar var. Selena'nın gücünü saklamak zorunda kalması. Karakterler arasındaki rekabet. Ve bir noktada insanın zihninde şöyle bir soru beliriyor:
Selena karakterinin hikâyesindeki en ilginç şey aslında büyü değil. Büyünün gizlenmesi.
Selena güçlüdür ama bu güç açıkça görünemez. Normal hayatın içinde sıradan biri gibi davranması gerekir. Bu durum bana Karen Horney'in bir kavramını hatırlatıyor:
Toplumun ondan beklediği kimlik ile gerçekte olduğu kimlik.
Bu iki kimlik arasındaki mesafe büyüdükçe insanın içinde tuhaf bir gerilim oluşur. Selena'nın büyüsünü saklaması, sanki şu cümleyi temsil ediyor gibi: Güçlü olabilirsin ama bunu fazla belli etme. Bu mesaj yalnızca bir çocuk dizisinin parçası değil. Toplumların kadınlardan beklediği rol de zaman zaman benzer bir çelişki içeriyor.
Horney'i okurken karşıma çıkan kavramlardan biri oldukça basitti ama bir o kadar da güçlüydü: temel kaygı. İnsan çocukluk yıllarında dünyayı güvensiz bir yer olarak deneyimlediğinde, zihni bazı hayatta kalma stratejileri geliştirir. Horney bu stratejileri üç temel eğilim olarak anlatır:
Sürekli uyumlu ve fedakâr. Sevgiyi kaybetmemek için kendini geri plana atar.
Rekabetçi ve kontrolcü. Güçlü olmak onun güvenlik stratejisidir.
Yakınlık ister ama incinmekten korkar. İki eğilim arasında gidip gelir.
Mantıklı ve mesafeli. Duygusal mesafe onun güvenlik alanıdır.
Büyüsünü gizlemek zorunda kalan güçlü kadın. İki kimlik arasında sıkışmış.
Bunlar kesin psikolojik teşhisler değil elbette. Ama karakterleri düşünürken bu bağlantılar kendiliğinden kuruluyor.
Psikoloji teorilerinin ilginç bir tarafı vardır: çoğu zaman kuramcıların kendi hayat hikâyeleriyle bağlantılıdır. Horney'in babası oldukça sert bir deniz kaptanıydı. Disiplinli, otoriter ve duygusal olarak mesafeli bir figür. Horney çocukluk anılarını anlatırken şöyle der:
Selena dizisindeki aile ilişkileri düşünülünce bu konu daha da ilginç hale geliyor. Dizide aile ortamı sürekli hareketlidir: küçük rekabetler, ittifaklar, kıskançlıklar ve beklenmedik dayanışmalar. Psikolojide şöyle bir düşünce vardır: Aileler küçük birer sosyal laboratuvar gibidir. İnsan sevgi, rekabet ve bağlılık gibi duyguları ilk kez burada öğrenir.
Daha ilginç olan şey şu: Selena'daki "gücünü saklayan kadın" motifi yalnızca bu diziye özgü değil. Dünya popüler kültüründe bu tema oldukça yaygın.
Sailor Moon gibi anime serilerinde kahramanlar gündüz sıradan öğrencidir. Ama tehlike anında olağanüstü güçlere sahip savaşçılara dönüşürler. Tıpkı Selena gibi, güç gizlenir; tehlike anında ortaya çıkar.
Güçlü ama aynı zamanda sosyal olarak kabul gören, sevimli ve uyumlu kalması beklenen kadın karakterler oldukça yaygındır. Kariyer gücü ile toplumsal onay arasındaki gerilim, neredeyse her dizinin alt metninde dolaşır.
Modern kariyer sahibi kadın ile geleneksel aile beklentileri arasında sıkışmış karakterler sıkça karşımıza çıkar. Kültürler değişir, kostümler değişir. Ama çekirdekteki gerilim çoğu zaman aynıdır.
Ama bu gücün fazla görünür olmamasını da ister.
Ve bu çelişki hikâyeler üretir.
Psikoloji kitapları teoriler üretir. Popüler kültür ise bu teorileri hikâyeye dönüştürür. Bir dizideki karakter, bazen bir psikoloji makalesinde anlatılan bir fikri çok daha hızlı ve canlı şekilde hatırlatabilir.
Selena dizisini yeniden düşünürken ortaya çıkan fikir aslında çok basit: Popüler kültür bazen toplumun bilinçaltını gösterir. Bir çocuk dizisinin içinde bile kimlik, güç ve kabul görme gibi oldukça karmaşık psikolojik temalar dolaşabilir.
Ve insan yıllar sonra dönüp baktığında şunu fark eder: Belki de o hikâyeler sandığımızdan biraz daha fazla şey anlatıyordu.
Bazen toplumun bilinçaltını akademiden daha açık şekilde gösteriyor.
Bir çocuk dizisinin içinde bile.
Yorumlar
Yorum Gönder