Bavulda Taşıdığımız Aşk:
Yolculuk, Gelişimve O Meşhur Arzu
Walter Mitty, Harley Quinn, Jung ve içimizde hep orada olan o yaramaz misafir üzerine psikolojik bir sefer.
Hepimiz birer Walter Mitty değiliz belki — öyle Himalayalar'ın tepesinde bir kar leoparı fotoğrafçısını kovalayıp durmuyoruz. Ama dürüst olalım: çoğumuz o Life dergisi ofisindeki pasif arşivciyiz.
İşte "yolculuk" ve "aşk" tam bu noktada, o tozlu ofisin camlarını kırıp içeri giren vahşi bir rüzgar gibi karşımıza çıkıyor. Ve bu yazı, şu çelişkinin peşine düşüyor: Arzu ile asalet, yolculuk ile yaramazlık — neden "uslu durmayı" bırakıp "kendimiz olmaya" başladığımızda aslında en asil şeyi yapmış olduğumuzu.
Bekleme Odasında Sıkışan Hayat
Psikoloji, insanı anlamak için çok güzel metaforlar üretmiştir. Walter Mitty yıllarca bekleme odasında yaşadı. Hayatı, olmasını beklediği şeylerle dolu bir ara duraktı. Oysa hayat, bekleme odalarında geçmez.
Carl Jung'a göre erkekler için Anima (dişil yan), kadınlar için Animus (eril yan) ruhun eksik parçasıdır. Walter'ın animası, hayallerindeki cesur kadında gizliydi. Ama ya anima, karşımıza bir yaramaz olarak çıkarsa?
Sabah 9, akşam 6 döngüsü. Merak duygusu azalıyor, spontan davranışlar kayboluyor, duygusal düzleşme başlıyor. Ve bir gün içinde bir şey fısıldıyor: bu kadar mı? Bu, patoloji değil — içsel yolculuğun çağrısıdır.
İçimizdeki Yaramazlığın Temsiliyeti
Harley Quinn, kuralları yıkan, gülerek yıkan, yıkarken bile dans eden bir figürdür. Biz onun yıkıcı cazibesine değil, aslında kendi içimizde hapsettiğimiz o yaramaz bene aşık oluruz.
Herbert Marcuse · Eros and Civilization: Modern toplum arzuyu bastırır, onu yalnızca üretkenliğe hizmet eden bir enerjiye dönüştürür. Harley Quinn bu bastırmanın tam karşısında durur: "Ben buradayım, arzularımla, hatalarımla, deliliğimle."
Arzu: Yolculuğun Gizli Motoru
Jacques Lacan der ki: arzu asla tam olarak tatmin edilemez — çünkü onun nesnesi sürekli kayar. Bu yüzden yolculuklar bitmez.
Walter Mitty, Grönland'a, İzlanda'ya, Himalayalar'a doğru yola çıktığında arzusu elle tutulur hale geldi. Yolculuk, arzuyu gerçek kılar — sadece dışsal değil, içsel arzular da uyanır.
Aşk Üçgeni ve Bavul Laboratuvarı
Tren garında kaybolduğunuzda sınanır. Panik mi, yoksa birbirinize tutunmak mı?
O muhteşem günbatımında alevlenir. Harley'nizin tehlikeli gülüşüyle birleşince...
Kötü hostel yemekleri, kaçırılan trenler — Gottman'ın "arkadaşlığını" koruyabilmek.
Güvenli bağlananlar yolculuğu macera olarak görür. Kaygılı bağlananlar "ya treni kaçırırsak?" der. Kaçınan bağlananlar haritayı eline alıp kontrolü kurmaya çalışır.
Asalet: Dış Kalıplara Karşı Dik Durmak
Harley Quinn, bu sürecin en asi, en gürültülü, en yaramaz halidir. Onun asaleti, kimseye benzememe cesaretindedir.
Her birimiz hayatımızın bir döneminde içimizdeki "uslu çocuk" ile "asi çocuk" arasında sıkışıp kalmışızdır. Ve belki de bu yüzden — onu önce yadırgar, sonra özleriz.
Ve O Nostaljik Özlem...
Aslında bir başkasına değil, kendi içimizdeki o cesur, o kaotik ve aşık "Harley Quinn" ruhumuza duyduğumuz özlemdir.
O ruh ki, kuralları sorgulamadan önce kalbinin sesini dinler. Yıllar içinde onu susturduk, uslu durmasını öğrettik — ama o hiçbir zaman tamamen gitmedi. İşte yolculuklar, aşklar, o büyük eşikler: aslında onu tekrar duymak için birer bahanedir.
Yorumlar
Yorum Gönder