TeknoPsikoloji

Kuram · Vaka · Kültür analizi

Her kuramın bir sahnesi vardır

arşive in

Kuantum İstihbarat & Parapsikoloji

Kuantum İstihbarat / Parapsikoloji

Bir menkıbe, iki idam, üç yüzyıllık bir takvim hatası ve beynin bize sattığı en eski hikâye

Okuma süresi: ~20 dakika

– I –

Önce hikâye. Hiç bozmadan.

✳ ✳ ✳

Bir dergâh. Mürşit yola çıkacak. Çıkmadan önce üç dervişini çağırıyor, avludaki keçiyi gösteriyor.

"Bu emanet," diyor. "Dönene kadar bir kılına dokunulmayacak."

Kapı kapanıyor. Dervişler kalıyor. Ve açlık başlıyor.

Açlık, tasavvufta sıradan bir mide meselesi değildir. Nefsin kapıyı tıklattığı andır. Kapı tıklıyor. İçlerinden biri, muhtemelen Mansûr, muhtemelen Nesîmî, o cümleyi kuruyor:

"Keselim. Yiyelim. Sonra kemikleri toplarız, ben duayı biliyorum. Kalkar. Şeyh bir şey anlamaz."

İşte bütün mesele bu cümlede. Ama oraya geleceğiz.

Kesiyorlar. Hallâc-ı Mansûr bıçağı çekiyor, keçiyi kesiyor, çengele asıyor. Seyyid Nesîmî derisini yüzüyor. Nasreddin Hoca hiçbir şey yapmıyor. Kenarda duruyor, bakıyor, ve gülüyor.

Hallâc-ı Mansûr
Hallâc-ı Mansûr
Kesti ve astı · 922 Bağdat
Seyyid Nesîmî
Seyyid Nesîmî
Derisini yüzdü · 1417 Halep
Nasreddin Hoca
Nasreddin Hoca
Baktı ve güldü · ~1284 Akşehir

Yiyorlar. Karınları doyuyor. Sonra kemikleri topluyorlar, bir araya diziyorlar ve o duayı okuyorlar: Kum bi-iznillâh. Allah'ın izniyle kalk.

Ve keçi kalkıyor.

Gerçekten kalkıyor. Dua tutuyor. Kemikler et bağlıyor, deri geri geliyor, hayvan ayağa dikiliyor.

Ama bir sorun var.

Bir ayağı ters.

Keçi topallıyor. Avluda, o ters ayakla, aksaya aksaya yürüyor. Ve dervişler orada, karınları tok, ellerinde dünyanın en büyük mucizesi, o aksayan ayağa bakıyorlar.

Mürşit dönüyor.

Bakıyor keçiye. Bakıyor dervişlerin yüzüne. Anlatıyorlar. Ve o meşhur cümle geliyor:

Menkıbe · Beddua

"Her kim bu keçiye ne yaptıysa, akıbeti de aynen öyle olsun."

Sonra tek tek dağıtıyor.

Mansûr'a "Sen kestin ve astın. Sen de asılasın."
Nesîmî'ye "Sen derisini yüzdün. Senin de derin yüzüle."
Hoca'ya "Sen sadece baktın ve güldün. Sen de ömrün boyunca gülesin ve güldüresin."

Ve öyle oluyor.

922'de Bağdat'ta Hallâc-ı Mansûr'u asıyorlar. 1417'de Halep'te Seyyid Nesîmî'nin derisini yüzüyorlar. Rivayet der ki, deri yüzülürken yere damlayan her kan damlası "Enel Hak" yazıyormuş.

Ve Nasreddin Hoca, yedi yüz yıldır gülüyor.

Şimdi. Bu hikâyeyi ilk duyduğunuzda ensenizde bir şey dolaşıyor, biliyorum. Bende de dolaştı. O his gerçek ve o hissi küçümseyecek değilim.

Ama gelin bu hikâyeyi bir masaya yatıralım. Tarihçi masasına, sonra sinirbilim masasına, sonra fizik masasına. Ve bakalım, hikâye kaç masadan sağ çıkacak.

Spoiler: Hepsinden sağ çıkıyor. Ama sizin sandığınız sebeple değil.

– II –

Takvimi açalım. Çünkü kimse açmıyor.

✳ ✳ ✳

Bu hikâyeyi anlatan yüzlerce metin var. Neredeyse hiçbiri tarihlere bakmıyor. Bakalım:

KimNe zaman öldüNerede
Hallâc-ı Mansûr922Bağdat
Nasreddin Hoca~1284 (rivayet)Akşehir
Seyyid Nesîmî1417/18Halep

Hallâc ile Nesîmî arasında beş yüzyıl var.

Beş yüzyıl. Fatih Sultan Mehmet ile bugünkü sizin aranızdaki mesafe kadar. Bu iki adam aynı avluda duramaz. Aynı keçiyi kesemez. Aynı şeyhten dayak yiyemez.

Dahası: Mürşit olarak gösterilen iki isim de 13. yüzyılda yaşamış. Yani Hallâc'dan üç yüz yıl sonra, Nesîmî'den yüz elli yıl önce. Bu hikâyede kimse kimseyle çağdaş değil. Kadro tamamen imkânsız.

Ve şimdi asıl soru: Bu bir hata mı?

Hayır. Bu, türün dilbilgisi.

Jeolojik zaman spirali
Takvim, anlatının ölçü birimi değildir

Menkıbe takvimle çalışmaz. Menkıbe meşreple çalışır. Ahmet Yaşar Ocak'ın menâkıbnâmeler üzerine yaptığı çalışmanın temel tespiti budur: Bu metinler tarih yazmaya çalışmıyor, o yüzden onları tarih kriteriyle yargılamak kategori hatası.

Anekdot · Menkıbenin dilbilgisi

Menkıbede iki insan, aynı hakikat mertebesindeyse çağdaştır.

Aradaki beş yüzyıl anlatı için bir engel değil, çünkü anlatı zaten zamanın dışında konuşlanmış.

Şimdi buraya dikkat, çünkü kitabın en tuhaf ironisi burada:

Modern popüler edebiyat, zamanın göreliliğini anlatmak için Einstein'ı, blok evreni, kuantumu getiriyor. Menkıbe ise aynı işi yüzyıllar önce yapmış ve fizikten hiçbir şey ödünç almamış. Zamanın dışına çıktığını saklamıyor bile. Açıkça yapıyor.

Yani menkıbe, kendisini kuantumla açıklamaya çalışan modern okurundan daha dürüst.

– III –

Eşleşme fazla güzel. İşte asıl kırmızı bayrak burada.

✳ ✳ ✳

Şimdi hikâyeye bir daha bakın. Ama bu sefer sondan başa.

Bilinenler şunlar, hepsi menkıbeden bağımsız tarihsel malzeme:

  • Hallâc asıldı.
  • Nesîmî'nin derisi yüzüldü.
  • Nasreddin Hoca güldürücüdür.

Şimdi keçi sahnesine bakın:

  • Mansûr kesip astı.
  • Nesîmî derisini yüzdü.
  • Hoca baktı ve güldü.

Üç adam. Üç eylem. Üç akıbet. Artan yok. Eksik yok. Hiçbir sarkma yok.

Ve işte tam da bu kusursuzluk, kehanetin değil yazarlığın imzasıdır.

Gerçek öngörüler böyle olmaz. Gerçek öngörü gevşektir, kısmidir, dağınıktır, üç şeyden birini tutturur ikisini ıskalar. Buradaki eşleşme ise matematiksel. Bir anahtarın kilide oturması gibi.

Çünkü anahtar, kilit ölçülerek yapılmış.

Psikolojide bunun adı var ve 1975'ten beri masada: geriye dönük görü yanlılığı. Baruch Fischhoff'un klasik deneyleri, insanların bir sonucu öğrendikten sonra "zaten böyle olacağını biliyordum" dediğini, üstelik önceki tahminlerini de geriye dönük olarak çarpıttığını gösterdi. Sonuç bilindiğinde, ona giden yol apaçık görünür.

Menkıbe bu yanlılığın kültürel ölçekte, yüzyıllara yayılmış hali. Ölüm biçimi biliniyor. Anlatı, o ölüme uyacak bir günah üretiyor. İleriye doğru okuduğumuzda kehanet gibi görünen şey, geriye doğru okuduğumuzda senaryo.

Bunun bir de teknik akrabası var ve o akraba bizi doğrudan Amerikan istihbaratının kapısına götürecek: sonradan eşleştirme problemi. Ama oraya sabredin, geliyoruz.

– IV –

Ama dur. Dua tuttu.

✳ ✳ ✳

Şimdi durun ve hikâyenin en atlanan detayına bakın.

Dervişler başarısız olmuyor.

Dua işe yarıyor. Keçi diriliyor. Menkıbe, olağanüstü yeteneğin varlığını hiç sorgulamıyor. Onu veri kabul ediyor, masaya koyuyor, geçiyor.

Peki suç ne?

Suç, yeteneğin izinsiz kullanılması.

Tasavvufun kendi terimi var: istidrâc. Kabaca şu demek: Kişiye olağanüstü bir şey verilir, ama bu bir ikram değil, bir tuzaktır. Adamı yavaş yavaş, kendi başarısına inandıra inandıra uçuruma sürükler. Kerâmetin ikizi ama karanlık ikizi.

Ve geleneğin bu ayrımı nasıl kurduğunu görmek için hikâyeyi bir başkasıyla yan yana koyun.

Abdülkādir Geylânî menkıbesi: Bir kadın gelir, yenmiş bir tavuğun kemiklerini getirir. Geylânî dua eder, tavuk dirilir. Aynı fiil. Aynı dua. Aynı hayvan neredeyse.

Ama biri kerâmet sayılır, diğeri hıyanet.

Fark nerede? Fiilde değil. Niyette ve yetkide.

Ve burada gelenek, modern bilimin hâlâ tam kuramadığı bir cümleyi kuruyor:

Olay, kendi anlamını belirlemez.

Bir fenomenin gerçekleşmiş olması, o fenomenin ne olduğunu söylemez. Bu, epistemoloji dersinin ilk cümlesi olmalı ve bir keçi hikâyesinin içine gömülü.

– V –

Ters ayak: Kusur bir arıza değil, imza.

✳ ✳ ✳

Keçi kalktı ama bir ayağı ters.

Bu detay, hikâyenin en zeki parçası ve genellikle "ee işte kusurlu oldu" diye geçiştiriliyor. Oysa buradaki mantık çok keskin:

İlahi fiil kusursuzdur. Kusur varsa, fail insandır.

Yani ters ayak bir hasar değil, bir teşhis aracı. Failin kim olduğunu ele veren iz. Adli tıp mantığı. Parmak izi.

Şimdi bunu tutun ve modern parapsikoloji literatürünün üstüne koyun.

Uzaktan görü seanslarının değişmez özelliği nedir? Kısmi uyum. Denek bir şeyler tutturur, bir şeyleri ıskalar. Hedef bir köprüyse "su var, metal var, uzun bir şey" der ama köprünün rengini, ülkesini, boyutunu ıskalar. Hiçbir seans temiz değildir. Hepsi topal.

Üç okuma var:

Savunucu der ki: Sinyal var ama gürültüyle karışmış. Zayıf bir yayın alıyoruz.
Şüpheci der ki: Sinyal yok. Sadece gürültü var, uyumu sonradan yorumcu üretiyor.
Menkıbe der ki: Kısmi uyum, yetkisiz erişimin izidir.

Üçüncüsünü kimse yazmadı. Ve doğru olduğunu iddia etmem gerekmiyor. Sadece şunu söylüyorum: Aynı olguya bakan üçüncü bir doktrin var ve o doktrin bin yıldır ortada duruyor.

İstihbarat diliyle söylersek: Kayıt dışı yürütülen operasyon iz bırakır. Keçinin aksayan ayağı, izinsiz açılmış bir dosyanın adli izi.

– VI –

Şimdi beynin içine girelim.

✳ ✳ ✳

Tamam. Hikâyeyi tarih masasından kaldırdık. Şimdi sinirbilim masası.

Ve burada beklenmedik bir şey oluyor: Sinirbilim bu deneyimleri inkâr etmiyor. Nerede üretildiklerini gösteriyor. Bu ikisi aynı şey değil.

Bedenden çıkmak: Sağ angular girus

2002'de Olaf Blanke ve ekibi, epilepsi ameliyatı öncesi bir hastanın sağ angular girusunu elektrotla uyardı. Hasta bedeninden çıktığını, kendini yukarıdan gördüğünü söyledi. Uyarım kesildi, deneyim bitti. Tekrar uyarıldı, deneyim geri geldi.

Bir düğme bulmuşlardı.

Blanke'nin modeli şu: "ben neredeyim" sorusunun cevabı, temporoparietal bileşkede görsel, dokunsal, propriyoseptif ve vestibüler sinyallerin birleştirilmesiyle üretilir. Bu birleştirme bozulduğunda beyin soruyu yanlış cevaplar ve sizi bedeninizin dışına yerleştirir.

Sonra daha ürkütücüsünü yaptılar. 2014'te, deneğe robot kolla kendi hareketini birkaç yüz milisaniye gecikmeli olarak geri verdiler. Denekler arkalarında biri olduğunu hissetti. Bazıları paniğe kapılıp deneyi durdurdu. Yani "varlık hissi" dediğimiz şey, beynin kendi hareketini yabancı bir faile atfetmesi olabiliyor.

Kısacası: Dergâhın avlusunda gecenin bir yarısı hissettiğiniz "birileri var" duygusunun laboratuvar tarifi mevcut.

Sınırın erimesi: Paryetal lob sussun, evren gelsin

Andrew Newberg, Fransisken rahibeleri ve Tibetli meditasyoncuları SPECT'e soktu. Derin ibadette üst paryetal lobülde aktivite düştü. Bu bölge ne yapar? Bedeninizin uzaydaki sınırını çizer. Nerede bitiyorsunuz, nerede dünya başlıyor.

O bölge sustuğunda ne olur? Sınır kalkar. Ve kişi "her şeyle bir oldum" der.

Evrenin ve yaşamın spiral haritası
Sınır kalkar ve kişi "her şeyle bir oldum" der

Judson Brewer deneyimli meditasyoncularda posterior singulatın sessizleştiğini gösterdi. Robin Carhart-Harris, psilosibin altında varsayılan mod ağının çözüldüğünü ve bu çözülmenin "ego erimesi" puanlarıyla orantılı olduğunu buldu. Roland Griffiths'in Johns Hopkins çalışması ise deneklerin bu deneyimi aylar sonra hayatlarının en anlamlı olaylarından biri saydığını gösterdi.

Yani "fenâ" hâlinin nöral adresi var. Sokak Türkçesiyle: Benliğin kapanma şalteri bulundu.

Uyku felci: Astral seyahatin sıkıcı akrabası

Astral seyahat anlatılarının başlangıç tarifi hep aynıdır. Sırtüstü yatarsınız. Uykuya geçiş anıdır. Kıpırdayamazsınız. Bir uğultu, bir titreşim gelir. Sonra yükselirsiniz.

Bu, uyku felcinin ders kitabı tarifidir. Allan Cheyne'in sınıflandırdığı üç halüsinasyon tipinden biri doğrudan vestibülo-motor tiptir: süzülme, yükselme, tavandan bakma.

REM uykusunda beden felçtir, bu normaldir. Bazen bilinç açılır ama felç kalkmaz. O aralıkta beyin, girdisi kesilmiş bir beden haritasıyla baş başa kalır ve kendi hikâyesini uydurur.

"Tanrı kaseti" ve dürüst olmanın bedeli

Burada popüler kitapların hiç yapmadığı şeyi yapalım.

Michael Persinger, şakak lobuna zayıf manyetik alan uygulayarak "varlık hissi" ürettiğini bildirdi. "God Helmet" diye ünlendi. Belgesellere girdi, kitaplara girdi.

Pehr Granqvist ve ekibi İsveç'te çift kör olarak tekrarladı. Etki çıkmadı. Sonuç: Deneyimi manyetik alan değil, telkine yatkınlık yordadı.

Persinger hâlâ kanıt diye anlatılıyor. Ben size replikasyonun düştüğünü söylüyorum. Çünkü bir iddiayı savunmakla, onu ayakta tutan tek ayağı gizlemek farklı şeyler.

Ve şu: Uzaktan görücü yalan söylemiyor

Stephen Kosslyn'in görüntüleme çalışmaları, zihinsel imgelem sırasında birincil görme korteksinin gerçekten çalıştığını gösterdi.

Yani seansta oturan adam "gördüm" derken numara yapmıyor. Gerçekten görüyor. Görüntü gerçek.

Tartışma görüntünün varlığında değil. İçeriğinin nereden geldiğinde.

Bu ayrımı bir kez kavradığınızda bütün alan berraklaşıyor.

– VII –

Neden inanıyoruz? Çünkü beynimiz örüntü makinesi.

✳ ✳ ✳

Şimdi ikinci masa: Neden bu hikâyeler bu kadar iyi tutuyor?

Örüntü görme. Peter Brugger ve ekibinin bulgusu şu: Paranormale inananlar, gürültü içinde anlamlı örüntü görmeye daha yatkın. Dahası, şüphecilere dopamin öncülü verildiğinde onların da yanlış-pozitif örüntü tespiti arttı. Yani "bağlantı görme" eğiliminin biyokimyasal bir ayar düğmesi var ve o düğme dopamin.

Kontrol kaybı örüntüyü artırıyor. Jennifer Whitson ve Adam Galinsky, kontrol duygusu zayıflatılan deneklerin rastgele görüntülerde olmayan şekiller gördüğünü, komplo teorilerine daha yatkın hale geldiğini gösterdi. Yani kaosa düşen insan, kendisi anlam üretir. Bu bir zafiyet değil, hayatta kalma refleksi.

Şimdi bir düşünün. Hallâc asıldığında, Nesîmî'nin derisi yüzüldüğünde bu haberi alan halk ne yaşadı? Tam bir kontrol kaybı. İki büyük velî, en korkunç biçimde öldürülmüş. Dünya anlamsız.

Ve o anda anlatı devreye giriyor: Bu rastgele bir vahşet değil. Bir hesap var. Bir keçi vardı.

Kaos, hikâyeyle sarılıyor.

Barnum etkisi. Bertram Forer 1949'da öğrencilerine kişilik testi yaptı, sonra hepsine aynı metni verdi. Öğrenciler kendilerine uygunluğuna beşte 4,26 verdi. Metin gazete falından derlenmişti.

Soğuk okuma. Ray Hyman 1977'de tekniğin anatomisini çıkardı. Hyman'ın adını aklınızda tutun, birazdan Amerikan istihbaratının içinde tekrar karşımıza çıkacak.

Sahte anı. Elizabeth Loftus, telkinle hiç yaşanmamış çocukluk anılarının yerleştirilebildiğini gösterdi. "Geçmiş yaşam regresyonu" literatürünün üzerine oturduğu zemin bu.

Ve bunların hiçbiri "insanlar aptal" demiyor. Hepsi şunu diyor:

Anekdot · Kafanızdaki anlatıcı

Beyin, anlam üretmek üzere tasarlanmış bir organ ve bu işi gürültüde bile yapıyor. Michael Gazzaniga'nın "yorumcu" dediği sol yarıküre modülü, nedenini bilmediği olaylar için ikna edici açıklamalar uydurur — ve uydurduğunun farkında değildir.

Yani kafanızın içinde, size sürekli hikâye anlatan ve yalan söylediğini bilmeyen bir anlatıcı var.

Bu satırı okurken bile çalışıyor.
– VIII –

Güneşin sekiz dakikası

✳ ✳ ✳
Güneş
Sekiz dakika yirmi saniye · Bir kapı değil, kilit

Şimdi fizik masası. Ve popüler literatürün en sevdiği argümanla başlayalım.

Güneş'e baktığınızda sekiz dakika yirmi saniye öncesini görüyorsunuz. Işık o kadar yol alıyor. Güneş şu anda yok olsa, sekiz dakika daha yerinde duruyormuş gibi görecektik.

Hatta daha fazlası: Dünya sekiz dakika daha yörüngesinde kalırdı. Çünkü kütleçekim de ışık hızıyla yayılır.

Anekdot · Gecikme

Newton'da anlık olan etki, Einstein'da gecikmelidir.

Buradan doğru çıkan sonuçlar var ve ciddiye alınmalı:

Evrensel bir "şimdi" yok. Eşzamanlılık gözlemciye göre değişir. Her algı geçmişin algısıdır: Ay 1,3 saniye, Proxima 4,2 yıl, Andromeda 2,5 milyon yıl geride. Karşınızdaki insanın yüzü bile eski. Beyninizin işleme gecikmesiyle birlikte yüz milisaniye eski.

Yani "şimdi" bir kurgu. Bu kadarı doğru ve sarsıcı.

Ama şimdi popüler kitapların yaptığı sıçramaya bakın:

Geçmişi görüyoruz → şimdi yanılsama → zaman yok → zaman yoksa geçmiş ve gelecek erişilebilir → öyleyse önsezi mümkün

Üçüncü oktan itibaren zemin yok.

Ve asıl mesele şu, kimse söylemiyor:

Sekiz dakikalık gecikme neden var? Çünkü aşılamaz bir hız sınırı var.

Sekiz dakika evrenin bir kapısı değil. Kilidi.

Uzaktan görü iddiası tam olarak şudur: şu anda başka bir yerde olanı görmek. Sekiz dakika argümanı ise tam olarak şunu söyler: Başka bir yerde "şu anda" olanı görmek ilkesel olarak imkânsızdır.

Yani bu argüman uzaktan görüyü desteklemiyor. Karşı kanıt.

Ve blok evren? Evet, Minkowski'den bu yana geçmişin ve geleceğin eşit derecede "var" olduğu savunulabilir bir pozisyon. Ama blok evrende bile bir gözlemcinin nedensel teması geçmiş ışık konisiyle sınırlıdır.

Bir kitabın bütün sayfaları aynı anda vardır. Bu, kapağı açmadan 200. sayfayı okuyabileceğiniz anlamına gelmez.

Anekdot · İki kelime arası

Var olmak ile erişilebilir olmak aynı şey değil. Bütün popüler metafizik bu iki kelimenin arasındaki boşlukta yaşıyor.

– IX –

Rozet: Her çağ, iddiasını dönemin en havalı fiziğiyle süsler

✳ ✳ ✳

Şimdi size bir desen göstereceğim ve bir daha unutamayacaksınız.

18. yüzyıl Franz Mesmer, insanlar arasında görünmez bir akışkan olduğunu söyler. Adı ne? Hayvansal manyetizma. Neden manyetizma? Çünkü manyetizma o dönemin en gösterişli, en yeni, en anlaşılmaz bilimi. 1784'te Fransız kraliyet komisyonu — içinde Benjamin Franklin ve Lavoisier var — kör testler yapar ve etkinin akışkandan değil beklentiden kaynaklandığını bulur. Bilim tarihinin ilk plasebo kontrollü çalışmalarından biri.
19. yüzyıl Telgraf icat edilir. Ve ruhçuluk akımı hemen dili ödünç alır: Seanslara "ruhsal telgraf" denir, ruhlar "vurarak mesaj iletir". Neden? Çünkü telgraf, görünmeyen bir kanaldan uzağa mesaj göndermenin o çağdaki mucizesi.
20. yüzyıl başı Radyo çıkar. Upton Sinclair 1930'da telepati kitabını yazar, adını koyar: Mental Radio. Kitaba önsözü kim yazar? Albert Einstein.
21. yüzyıl Rozet değişti. Artık kuantum.

Değişen ne? İddia değil. İddia aynı: uzaktaki bilgiye aracısız erişmek. Değişen sadece elbise.

Anekdot · Rozet

Her çağ, aynı iddiayı o dönemin en prestijli ama en az anlaşılan fiziğinin adıyla giydiriyor.

Bunu bir kez gördükten sonra, gelecek on yılda ne olacağını da tahmin edebilirsiniz. Sırada muhtemelen "kuantum" değil, başka bir kelime olacak. Bahse girerim yapay zekâ ve bilgi kuramı sözlüğünden çıkacak.

Atom modeli
Bu yüzyılın rozeti

Peki kuantum gerçekten devrede değil mi?

Dürüst olalım, üç ayrı şey var ve birbirine karıştırılıyor:

01

Kuantum bilişi — meşru ve akademik. Jerome Busemeyer ve Peter Bruza gibi araştırmacılar, kuantum olasılık matematiğini karar modellerinde kullanıyor. Neden? Çünkü klasik olasılık insan davranışının bazı garipliklerini açıklayamıyor: Anket sorularının sırası cevabı değiştirir, bağlaç yanılgısı ortaya çıkar, tercihler bağlama göre çöker. Kuantum biçimciliği bunları daha iyi modelliyor.

Ama dikkat: Hiçbiri beynin kuantum bilgisayar olduğunu iddia etmiyor. Sadece matematiksel araç ödünç alıyorlar. Tıpkı ekonomistlerin termodinamik denklemi kullanması gibi. Kimse borsanın ısındığını sanmıyor.

02

Bilinç kuramları — tartışmalı ama ciddi. Penrose ve Hameroff'un Orch-OR modeli mikrotübüllerde kuantum hesaplama öneriyor. Max Tegmark'ın dekoherans hesabı buna en temel itiraz: Sıcak, ıslak, gürültülü beyinde kuantum tutarlılığı nörolojik zaman ölçeklerinden mertebelerce kısa sürede çöküyor.

03

Popüler "kuantum" edebiyatı — asıl eleştiri konusu. Kategori hatası, ölçek atlaması, "gözlemci"nin bilinç sanılması, ve en önemlisi: yanlışlanamazlık. Hangi gözlem bu kuramı çürütür? Cevap yok.

Ve bunun bir ahlaki bedeli var, bunu söylemek zorundayım. "Düşüncenle gerçekliğini yaratırsın" cümlesinin sessiz devamı şudur: Hastalandıysan, yoksullaştıysan, sen yarattın. Barbara Ehrenreich bu kitabı meme kanseri teşhisinden sonra, kendisine sunulan zorunlu pozitiflik kültürüne öfkelenerek yazdı. Alanın en sert eleştirisi oradan geliyor ve haklı.

Savunucuların hakkını da verelim, iki noktaları güçlü: Bilincin zor problemi hâlâ çözülmedi.

Anekdot · Kapanmamış yara

Fiziksel süreçlerin neden öznel deneyim ürettiğini kimse açıklayamıyor. Ve ölçüm problemi fiziğin kendi içinde kapanmamış bir yara.

Ama şu cevap verilmeli:

Anekdot · Boşluk hakkı

Bir boşluğun varlığı, o boşluğu istediğiniz şeyle doldurma hakkı vermez.

"Bilinmiyor" ile "öyleyse benim açıklamam doğru" arasında bir adım değil, bir uçurum var.

– X –

Fort Meade'deki keçi

✳ ✳ ✳

Şimdi hikâyeyi bin yıl ileri sarıyoruz.

  • Stanford Research Institute. Hal Puthoff ve Russell Targ, "uzaktan görü" protokolünü geliştiriyor. Fon nereden? CIA. 1974'te Nature dergisinde makale yayımlıyorlar — evet, Nature'da.

Sonra program orduya geçiyor. Fort Meade. İsimler değişiyor: Grill Flame, Center Lane, Sun Streak, ve nihayet Stargate. Yirmi yıl sürüyor. Milyonlarca dolar.

1995'te CIA programı devralıyor ve bağımsız değerlendirmeye gönderiyor. American Institutes for Research iki uzman atıyor:

Jessica Utts
İstatistikçi

Diyor ki: Veride şansla açıklanamayan bir etki var, tekrarlanıyor, istatistiksel olarak sağlam.

Ray Hyman
Psikolog

Aynı veriye bakıyor. Diyor ki: Metodolojik kusurlar var, sızıntı ihtimalleri kapatılmamış, alternatif açıklamalar elenmemiş.

İki uzman. Aynı sayılar. Zıt sonuç. Program kapanıyor.

Şimdi buraya dikkat. Çünkü kimsenin sormadığı soru var.

AIR raporunun sorduğu soru şuydu: İsabet oranı şanstan yüksek mi?

Menkıbenin sorduğu soru ise şuydu: Bu yetenek kimin izniyle, hangi niyetle, neyi gizlemek için kullanıldı?

İkinci soru, istihbarat açısından birinciden daha önemli. Çünkü doğru bilgi veren bir kaynak hâlâ düşman kaynağı olabilir. Karşı istihbaratın ilk dersi budur.

Anekdot · Karşı istihbarat

Kaynağın isabetli olması, kaynağın sizin olduğu anlamına gelmez.

Tasavvuf bu refleksi geliştirmiş ve adını koymuş: istidrâc. Çalışan bir yetenek, sizi yoldan çıkarmak için verilmiş olabilir.

Fort Meade bu soruyu hiç sormadı. Sadece isabet saydı.

Ve bir dipnot daha, tesadüf gibi durmuyor: SRI'da uzaktan görü programını yürüten Hal Puthoff, sonraki yıllarda sıfır nokta enerjisi ve vakum mühendisliği üzerine çalıştı. Yani "psi'yi kuantum vakumu açıklar" fikri iki ayrı literatürün rastgele buluşması değil. Aynı kişiden geçen, izlenebilir bir hat.

Rozet takan eli görmek istiyorsanız, işte orada.

– XI –

Ve şimdi, hikâyenin ödediği bedel

✳ ✳ ✳

Bu yazının en rahatsız edici kısmı burası. Hazır olun.

Menkıbe ne yapıyor? İki katlanılamaz olayı anlaşılır kılıyor.

Hallâc'ın idamı ve Nesîmî'nin derisinin yüzülmesi, kültürel hafızanın taşıyamayacağı kadar ağır iki olay. Menkıbe geliyor ve diyor ki: Bu rastgele bir vahşet değil. Bir hesap vardı. Bir keçi vardı. Bir emanet vardı.

Melvin Lerner buna adil dünya varsayımı dedi: insanların, acının hak edilmiş olduğuna inanma ihtiyacı. Çünkü alternatif dayanılmaz — masumların sebepsiz yere parçalandığı bir dünya.

Anlatı, kaosu sarıyor. Bu iyi bir şey. Bir kültürün yasını taşımasını sağlıyor.

Ama bir bedeli var ve bu bedeli kimse telaffuz etmiyor:

Bu anlatı, farkında olmadan celladı aklıyor.

Düşünün. Eğer Hallâc keçiyi astığı için asıldıysa, Bağdat mahkemesi ilahi adaletin aracıdır. Eğer Nesîmî derisini yüzdüğü için yüzüldüyse, Halep'teki hüküm yerini bulmuştur.

Menkıbe, iki yargısal cinayeti sessizce hak edilmiş hale getiriyor. Failleri kozmik bir senaryonun figüranına indiriyor. Kimseyi suçlamıyor çünkü suçlu zaten kurbanın kendisi.

Ve şimdi asıl çarpıcı olan:

Bu, "düşüncenle gerçekliğini yaratırsın" cümlesiyle tamamen aynı yapı.

İkisi de acıyı, acı çekene fatura ediyor. Biri 13. yüzyıl Anadolu'sunda bir dergâh avlusunda, diğeri 21. yüzyılda bir kişisel gelişim seminerinde. Aynı mantık, farklı dekor.

Ehrenreich'ın pozitif düşünce endüstrisine yönelttiği eleştiri, bu menkıbe için de aynen geçerli. Ve bunu söylemek geleneğe saygısızlık değil. Tam tersi: Geleneği ciddiye almak, onu düşünülebilir bir şey saymaktır.

– XII –

Nasreddin Hoca: Gülen ajan

✳ ✳ ✳

Ve şimdi hikâyenin üçüncü adamı. Herkesin es geçtiği adam.

Üç rol var:

Mansûr: eyler. Keser. Asar.
Nesîmî: açar. Deriyi kaldırır. İfşa eder.
Hoca: ne eyler ne ifşa eder. Görür ve aktarır.

Nesîmî ifşa ettiği için derisini kaybetti. Peki Hoca ne kaybetti?

Ciddiye alınmayı.

"Ömrün boyunca gülesin ve güldüresin" cezası, ilk bakışta hafif görünüyor. Değil. Şu demek:

Anekdot · Hoca'nın cezası

Doğruyu söyleyeceksin ama sözün şaka sayılacak.

Göreceksin ama tanıklığın kayda geçmeyecek. Fıkra anlatan adam olacaksın ve kimse fıkranın içindeki bıçağı görmeyecek.

Bu, istihbarat tarihinin en eski trajedisi. Doğru analiz üreten ama dinlenmeyen analist. Kassandra, Akşehir kılığında.

Bir katman daha var. Malâmetîlik.

Malâmetî derviş, manevi mertebesini gizlemek için kasten kınanacak bir dış görünüş kurar. Ayyaş görünür, aptal görünür, gülünç görünür. Amaç: gerçek işlevi korumak için sahte bir kamusal kimlik inşa etmek.

İstihbarat literatüründe bunun bir adı var: legend. Örtü kimliği.

Nasreddin Hoca, yedi yüz yıldır sürdürülen, tarihin en başarılı örtü kimliği olabilir. Herkesin güldüğü ve kimsenin ciddiye almadığı adam, tam da bu yüzden her yere girebilir, her şeyi söyleyebilir, hiçbir bedel ödemez.

Timur'un karşısına o yüzden çıkabiliyor. Kadıyla o yüzden dalga geçebiliyor. Gülünç olmak, dokunulmazlık üretiyor.

Ve o gülüş, mürşidin bedduası değil. Zırh.

– XIII –

Kapanış: Keçi hâlâ avluda

✳ ✳ ✳

Bu yazıda bir hikâyeyi üç masaya yatırdık.

Tarih masası dedi ki

Bu adamlar aynı yüzyılda yaşamadı. Anlatı geriye doğru kurulmuş.

Sinirbilim masası dedi ki

Bu deneyimler gerçek, ölçülebilir, adresleri belli. Ama mekanizmayı bilmek, içeriğin doğruluğunu söylemez.

Fizik masası dedi ki

Sekiz dakika bir kapı değil, kilit. Ve "kuantum" bu yüzyılın rozeti, kanıtı değil.

Peki hikâye öldü mü?

Hayır. Çünkü hikâye zaten bunların hiçbirini iddia etmiyordu.

Menkıbenin söylediği şey şuydu ve hâlâ ayakta:

Yeteneğin olması, kullanma hakkın olduğu anlamına gelmez.

Dervişler beceriksiz değildi. Duayı biliyorlardı, dua tuttu, keçi kalktı. Suçları güçsüz olmak değil, yetkisiz güçlü olmaktı. Ve o gücü, mürşidi kandırmak için kullandılar.

Bu cümleyi bir dergâhtan çıkarıp bugüne getirin. Yüz tane karşılığı var. Elinde veri olan, elinde algoritma olan, elinde erişim olan herkes için geçerli.

Anekdot · Aksayan ayak

Yapabilmek, yapmalı olmak değildir.

Ve izinsiz kullanılan her güç, arkasında aksayan bir ayak bırakır.

Keçi hâlâ avluda topallıyor.

Ve o topallık, dervişlerin ne yapabildiğinin değil, ne yapmaya hakları olmadığının kanıtı.

Gerisi fıkra.

Kaynakça

Alcubierre, M. (1994). The warp drive: Hyper-fast travel within general relativity. Classical and Quantum Gravity, 11(5), L73–L77. https://doi.org/10.1088/0264-9381/11/5/001

Bem, D. J. (2011). Feeling the future: Experimental evidence for anomalous retroactive influences on cognition and affect. Journal of Personality and Social Psychology, 100(3), 407–425. https://doi.org/10.1037/a0021524

Bernstein, E. M., & Putnam, F. W. (1986). Development, reliability, and validity of a dissociation scale. Journal of Nervous and Mental Disease, 174(12), 727–735. https://doi.org/10.1097/00005053-198612000-00004

Blackmore, S., & Troscianko, T. (1985). Belief in the paranormal: Probability judgements, illusory control, and the "chance baseline shift." British Journal of Psychology, 76(4), 459–468. https://doi.org/10.1111/j.2044-8295.1985.tb01969.x

Blanke, O., & Arzy, S. (2005). The out-of-body experience: Disturbed self-processing at the temporo-parietal junction. The Neuroscientist, 11(1), 16–24. https://doi.org/10.1177/1073858404270885

Blanke, O., Ortigue, S., Landis, T., & Seeck, M. (2002). Stimulating illusory own-body perceptions. Nature, 419(6904), 269–270. https://doi.org/10.1038/419269a

Blanke, O., Pozeg, P., Hara, M., Heydrich, L., Serino, A., Yamamoto, A., Higuchi, T., Salomon, R., Seeck, M., Landis, T., Arzy, S., Herbelin, B., Bleuler, H., & Rognini, G. (2014). Neurological and robot-controlled induction of an apparition. Current Biology, 24(22), 2681–2686. https://doi.org/10.1016/j.cub.2014.09.049

Borjigin, J., Lee, U., Liu, T., Pal, D., Huff, S., Klarr, D., Sloboda, J., Hernandez, J., Wang, M. M., & Mashour, G. A. (2013). Surge of neurophysiological coherence and connectivity in the dying brain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 110(35), 14432–14437. https://doi.org/10.1073/pnas.1308285110

Brewer, J. A., Worhunsky, P. D., Gray, J. R., Tang, Y.-Y., Weber, J., & Kober, H. (2011). Meditation experience is associated with differences in default mode network activity and connectivity. Proceedings of the National Academy of Sciences, 108(50), 20254–20259. https://doi.org/10.1073/pnas.1112029108

Busemeyer, J. R., & Bruza, P. D. (2012). Quantum models of cognition and decision. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511997716

Carhart-Harris, R. L., Erritzoe, D., Williams, T., Stone, J. M., Reed, L. J., Colasanti, A., Tyacke, R. J., Leech, R., Malizia, A. L., Murphy, K., Hobden, P., Evans, J., Feilding, A., Wise, R. G., & Nutt, D. J. (2012). Neural correlates of the psychedelic state as determined by fMRI studies with psilocybin. Proceedings of the National Academy of Sciences, 109(6), 2138–2143. https://doi.org/10.1073/pnas.1119598109

Carhart-Harris, R. L., Leech, R., Hellyer, P. J., Shanahan, M., Feilding, A., Tagliazucchi, E., Chialvo, D. R., & Nutt, D. (2014). The entropic brain: A theory of conscious states informed by neuroimaging research with psychedelic drugs. Frontiers in Human Neuroscience, 8, Article 20. https://doi.org/10.3389/fnhum.2014.00020

Chalmers, D. J. (1995). Facing up to the problem of consciousness. Journal of Consciousness Studies, 2(3), 200–219.

Cheyne, J. A., Rueffer, S. D., & Newby-Clark, I. R. (1999). Hypnagogic and hypnopompic hallucinations during sleep paralysis: Neurological and cultural construction of the night-mare. Consciousness and Cognition, 8(3), 319–337. https://doi.org/10.1006/ccog.1999.0404

Corbin, H. (1969). Creative imagination in the Sufism of Ibn 'Arabi (R. Manheim, Trans.). Princeton University Press.

Ehrenreich, B. (2009). Bright-sided: How the relentless promotion of positive thinking has undermined America. Metropolitan Books.

Fischhoff, B. (1975). Hindsight ≠ foresight: The effect of outcome knowledge on judgment under uncertainty. Journal of Experimental Psychology: Human Perception and Performance, 1(3), 288–299. https://doi.org/10.1037/0096-1523.1.3.288

Forer, B. R. (1949). The fallacy of personal validation: A classroom demonstration of gullibility. The Journal of Abnormal and Social Psychology, 44(1), 118–123. https://doi.org/10.1037/h0059240

Friston, K. (2010). The free-energy principle: A unified brain theory? Nature Reviews Neuroscience, 11(2), 127–138. https://doi.org/10.1038/nrn2787

Gazzaniga, M. S. (2000). Cerebral specialization and interhemispheric communication: Does the corpus callosum enable the human condition? Brain, 123(7), 1293–1326. https://doi.org/10.1093/brain/123.7.1293

Gölpınarlı, A. (1931). Melâmîlik ve Melâmîler. Devlet Matbaası.

Granqvist, P., Fredrikson, M., Unge, P., Hagenfeldt, A., Valind, S., Larhammar, D., & Larsson, M. (2005). Sensed presence and mystical experiences are predicted by suggestibility, not by the application of transcranial weak complex magnetic fields. Neuroscience Letters, 379(1), 1–6. https://doi.org/10.1016/j.neulet.2004.10.057

Griffiths, R. R., Richards, W. A., McCann, U., & Jesse, R. (2006). Psilocybin can occasion mystical-type experiences having substantial and sustained personal meaning and spiritual significance. Psychopharmacology, 187(3), 268–283. https://doi.org/10.1007/s00213-006-0457-5

Grof, S., & Grof, C. (Eds.). (1989). Spiritual emergency: When personal transformation becomes a crisis. Jeremy P. Tarcher.

Hameroff, S., & Penrose, R. (2014). Consciousness in the universe: A review of the "Orch OR" theory. Physics of Life Reviews, 11(1), 39–78. https://doi.org/10.1016/j.plrev.2013.08.002

Hyman, R. (1977). Cold reading: How to convince strangers that you know all about them. The Zetetic, 1(2), 18–37.

Hyman, R. (1996). Evaluation of a program on anomalous mental phenomena. Journal of Scientific Exploration, 10(1), 31–58.

Kleinman, A. (1988). Rethinking psychiatry: From cultural category to personal experience. Free Press.

Kosslyn, S. M., Ganis, G., & Thompson, W. L. (2001). Neural foundations of imagery. Nature Reviews Neuroscience, 2(9), 635–642. https://doi.org/10.1038/35090055

Krummenacher, P., Mohr, C., Haker, H., & Brugger, P. (2010). Dopamine, paranormal belief, and the detection of meaningful stimuli. Journal of Cognitive Neuroscience, 22(8), 1670–1681. https://doi.org/10.1162/jocn.2009.21313

Lerner, M. J. (1980). The belief in a just world: A fundamental delusion. Plenum Press. https://doi.org/10.1007/978-1-4899-0448-5

Loftus, E. F., & Pickrell, J. E. (1995). The formation of false memories. Psychiatric Annals, 25(12), 720–725. https://doi.org/10.3928/0048-5713-19951201-07

Lukoff, D., Lu, F., & Turner, R. (1992). Toward a more culturally sensitive DSM-IV: Psychoreligious and psychospiritual problems. Journal of Nervous and Mental Disease, 180(11), 673–682. https://doi.org/10.1097/00005053-199211000-00001

Marks, D., & Kammann, R. (1980). The psychology of the psychic. Prometheus Books.

Massignon, L. (1982). The passion of al-Hallāj: Mystic and martyr of Islam (H. Mason, Trans.; Vols. 1–4). Princeton University Press. (Özgün eser 1922'de yayımlanmıştır)

Mumford, M. D., Rose, A. M., & Goslin, D. A. (1995). An evaluation of remote viewing: Research and applications. American Institutes for Research.

Nelson, K. R., Mattingly, M., Lee, S. A., & Schmitt, F. A. (2006). Does the arousal system contribute to near death experience? Neurology, 66(7), 1003–1009. https://doi.org/10.1212/01.wnl.0000204296.15607.37

Newberg, A., Alavi, A., Baime, M., Pourdehnad, M., Santanna, J., & d'Aquili, E. (2001). The measurement of regional cerebral blood flow during the complex cognitive task of meditation: A preliminary SPECT study. Psychiatry Research: Neuroimaging, 106(2), 113–122. https://doi.org/10.1016/S0925-4927(01)00074-9

Ocak, A. Y. (2016). Kültür tarihi kaynağı olarak menâkıbnâmeler: Metodolojik bir yaklaşım (3. baskı). Türk Tarih Kurumu Yayınları. (Özgün eser 1992'de yayımlanmıştır)

Ocak, A. Y. (1996). Türk sufîliğine bakışlar. İletişim Yayınları.

Parnia, S., Spearpoint, K., de Vos, G., Fenwick, P., Goldberg, D., Yang, J., Zhu, J., Baker, K., Killingback, H., McLean, P., Wood, M., Zafari, A. M., Dickert, N., Beisteiner, R., Sterz, F., Berger, M., Warlow, C., Bullock, S., Lovett, S., … Schoenfeld, E. R. (2014). AWARE—AWAreness during REsuscitation—A prospective study. Resuscitation, 85(12), 1799–1805. https://doi.org/10.1016/j.resuscitation.2014.09.004

Penfield, W. (1958). The excitable cortex in conscious man. Liverpool University Press.

Persinger, M. A. (1983). Religious and mystical experiences as artifacts of temporal lobe function: A general hypothesis. Perceptual and Motor Skills, 57(3), 1255–1262. https://doi.org/10.2466/pms.1983.57.3f.1255

Pothos, E. M., & Busemeyer, J. R. (2013). Can quantum probability provide a new direction for cognitive modeling? Behavioral and Brain Sciences, 36(3), 255–274. https://doi.org/10.1017/S0140525X12001525

Ritchie, S. J., Wiseman, R., & French, C. C. (2012). Failing the future: Three unsuccessful attempts to replicate Bem's "retroactive facilitation of recall" effect. PLoS ONE, 7(3), Article e33423. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0033423

Schimmel, A. (1975). Mystical dimensions of Islam. University of North Carolina Press.

Seth, A. (2021). Being you: A new science of consciousness. Dutton.

Sinclair, U. (1930). Mental radio. Albert & Charles Boni.

Targ, R., & Puthoff, H. (1974). Information transmission under conditions of sensory shielding. Nature, 251(5476), 602–607. https://doi.org/10.1038/251602a0

Tegmark, M. (2000). Importance of quantum decoherence in brain processes. Physical Review E, 61(4), 4194–4206. https://doi.org/10.1103/PhysRevE.61.4194

Tellegen, A., & Atkinson, G. (1974). Openness to absorbing and self-altering experiences ("absorption"), a trait related to hypnotic susceptibility. Journal of Abnormal Psychology, 83(3), 268–277. https://doi.org/10.1037/h0036681

Thalbourne, M. A., & Delin, P. S. (1994). A common thread underlying belief in the paranormal, creative personality, mystical experience and psychopathology. Journal of Parapsychology, 58(1), 3–38.

Utts, J. (1996). An assessment of the evidence for psychic functioning. Journal of Scientific Exploration, 10(1), 3–30.

Whitson, J. A., & Galinsky, A. D. (2008). Lacking control increases illusory pattern perception. Science, 322(5898), 115–117. https://doi.org/10.1126/science.1159845

Wilson, S. C., & Barber, T. X. (1983). The fantasy-prone personality: Implications for understanding imagery, hypnosis, and parapsychological phenomena. In A. A. Sheikh (Ed.), Imagery: Current theory, research, and application (pp. 340–390). Wiley.

Xu, G., Mihaylova, T., Li, D., Tian, F., Farrehi, P. M., Parent, J. M., Mashour, G. A., Wang, M. M., & Borjigin, J. (2023). Surge of neurophysiological coupling and connectivity of gamma oscillations in the dying human brain. Proceedings of the National Academy of Sciences, 120(19), Article e2216268120. https://doi.org/10.1073/pnas.2216268120

Yorumlar